Şiddetsiz Bir Medya Dili

Şiddetin doğal bir dürtü mü yoksa öğrenilen bir davranış mı olduğu, uzun zamandır süregelen tartışmalardan biri. Kimi saldırgan özelliklerimiz, örneğin potansiyel bir tehdit karşısında kendimizi korumak adına göstereceğimiz saldırganlık, hayatta kalmamızı kolaylaştıran dürtülerimizden olabilir. Fakat bu, şiddet içeren tüm davranışları doğuştan gelen dürtülerle yaptığımız anlamına gelmez. Kendini korumak adına olmayıp salt başkasını incitmek adına yapılan davranışların toplumsal bir inşa olabileceğini gösteren pek çok araştırma mevcut. Aralarında en bilinenlerinden biri sosyal psikolog Albert Bandura’nın 1961 yılında gerçekleştirdiği Bobo Doll deneyi. Deneyde bir oyuncağa karşı agresif davranışlar sergileyen bir yetişkini izleyen çocukların, izlemeyenlere kıyasla oyuncağa karşı daha saldırgan davrandıkları gözlemlenmiştir [1]. Gözlemsel öğrenme olarak adlandırılan bu durum sadece çocuklarda değil yetişkinlerde de gözlemlenebilir [1]. Çocuk, sadece bir yetişkini taklit etme çabası içerisindeyken şiddet içeren davranışları öğrenebileceği gibi; yetişkin, içinde yaşadığı toplum, cinsiyet normları gibi unsurlardan da etkilenir. Pek çok başka davranış gibi şiddet de öğrenilebilen ve “Şiddet, şiddeti doğurur.” sözünde de kastedildiği gibi bulaşıcı olabilen bir davranıştır.

Peki, şiddetin bulaşıcılığını önlemek adına neler yapılabilir? Bu noktada medyaya önemli bir görev düşüyor. Şiddet içeren haberleri topluma iletmek, tıpkı diğer haberler gibi medyanın bir görevi. Fakat politik haberler gibi diğer haber türlerine kıyasla, şiddet haberleri çok daha hassas içeriklere sahip. Bu tarz haberlerin amacı sadece toplumu bilgilendirmek değil, aynı zamanda daha fazla şiddetin yaşanmasını önlemek olmalı. Verilen haber bir şiddet haberi olsa dahi, şiddetsiz bir dil kullanılmaya özen gösterilmeli.

Haber medyasının ve sosyal medyanın şiddet haberleri aracılığıyla yarattıkları etki, özellikle son yıllarda sıkça araştırma konusu olmuş bir olgu. Bu araştırmalar arasında en çok yer edinen konulardan biri özellikle Amerika’da sıklıkla yaşanan silahlı saldırılar. Verilere göre 2015 yılından beri her 47 günde bir en az 4 kişinin ölümüne yol açan bir silahlı saldırı gerçekleşiyor ve 2000li yıllardan beri ciddi bir artış söz konusu [2]. Bu saldırıların arasında okullarda yaşananlar medyanın daha çok ilgisini çekiyor. Kamera kayıtlarından alınan görüntüler ekranlara yansıtılıyor, faillerin manifestoları sosyal medyada elden ele dolaşıyor, saldırıyı nasıl planladıkları konuşuluyor, altında yatan sebepler aranıyor… Ve ne yazık ki faillerin istedikleri şey çoğunlukla da bu. Saldırganlarla yapılan röportajlar ve yayınladıkları manifestolardan anlaşıldığına göre istedikleri en önemli şey, bir çeşit şöhret kazanmak. Çoğunlukla yalnız ve dışlanmış olarak belirtilen failler, öldürdükleri insan sayısının çokluğuyla akıllara kazınmak istiyorlar. Medyada bu kadar büyük bir yer edinmeleri de onlara istedikleri şöhreti kazandırmış oluyor ve hatta aynı hisleri paylaşan diğer gençleri de cesaretlendirmiş oluyor. 2015’te yapılan bir araştırmaya göre, bir silahlı saldırının ardından gelen 13 gün içerisinde bir başka saldırının yaşanma olasılığı yükseliyor [2]. “Media contagion effect” olarak adlandırılan teoriye göre, istedikleri şöhrete bu yolla kavuşabileceklerini gören ve benzer hisler içerisinde olan “copycat”ler (taklitçiler) ortaya çıkıyor. Daha çok silahlı saldırı daha çok medya görünürlüğüne sebep oluyor ve bu bir kısır döngü halinde ilerliyor. Bu döngüyü kırabilmek adına “Don’t Name Them” ve “No Notoriety” gibi çeşitli kampanyalar düzenleniyor. Bu kampanyaların amacı medyanın silahlı saldırı haberlerine yer verirken saldırganların isimlerini açıklamaması, hayatlarını ve motivasyonlarını ayrıntılı bir şekilde irdelememesini sağlamak. Böylece saldırganların istedikleri şöhreti kazanamaması ve onları takip edebilecek olası taklitçileri önlemek amaçlanıyor [2].

            Medyanın bulaştırıcı etkisi sadece toplumsal şiddet haberlerinde değil, kendine yönelik şiddet ve intihar haberlerinde de gözlemlenmiştir. “Werther effect” olarak tanımlanan bu terim, ismini Goethe’nin Genç Werther’in Acıları adlı kitabından alıyor. 1774’te yayımlanan kitabın ardından 40 genç kitabın ana karakterine çok benzer bir şekilde hayatlarını sonlandırıyorlar [3]. “Copycat suicide” (taklit intiharı) olarak adlandırılan bu fenomene daha güncel zamanlarda da sıklıkla rastlanıyor. Özellikle toplumda önemli bir yere sahip olan ünlülerin intiharlarının ardından benzer duygulara sahip olan insanlar hayatlarını sonlandırabiliyorlar. 1947 ve 1968 yılları arasında yapılan bir araştırmaya göre, The New York Times gazetesinde yayımlanan her bir ünlünün intiharından sonraki ay, intihar oranları neredeyse %12’lik bir artış gösteriyor [3]. Fakat bu veriler, intiharın konuşulmaması gereken bir olgu olduğu, ünlülerin intiharlarının saklanması gerektiği gibi düşüncelere yol açmamalı. Asıl üzerinde durulması gereken konu, bu tarz haberlerin topluma nasıl aktarılması gerektiği. Bunlar içinde de en önemlisi intiharı romantikleştirmemek, acıdan kaçış yolu olarak meşruluğunu sağlamamak. Bir başka nokta, bu haberleri bir sansasyon aracı olarak kullanmamak. Medya genellikle ilgi çeken haberlere daha fazla vakit ve içerik ayırıyor. Fakat aynı silahlı saldırılarda olduğu gibi intihar haberlerinde de kişinin motivasyonu, olayı nerede ve nasıl gerçekleştirdiği gibi ayrıntılar üzerinde durulmamalı. Bu tarz bilgiler taklitçileri tetikleyecek unsurlar haline gelebilir. Fakat bu negatif etkiyi tersine çevirmek de mümkün. “Papageno effect” olarak adlandırılan etki, medyanın iyileştirici gücüne odaklanıyor. Özellikle intihar haberleri verilirken, intihara meyilli olabilecek insanlara dair uyarılar, yardım alınabilecek kuruluşlar ve destek hatları da haber içeriğine dahil edilirse daha çok insanın destek almak için harekete geçmesi sağlanabilir [4].

            Medyanın şiddet haberleri aracılığıyla yarattığı etkiye dair en çok bu iki konu – ünlülerin intiharlarının ardından yaşanan intiharlar ve silahlı saldırılar –  ekseninde araştırmalar var. Fakat medyanın pek çok başka konu üzerinde etkisi olabileceğine de inanıyorum. Örneğin, Türkiye’de 2019 yılının kasım ayında, üç farklı aile intiharı gerçekleşti [5]. Bu olaylar birbirinden bağımsız gibi gözükse de pek çok ortak noktaları vardı. Üç aile de siyanürle intihar etmiş ve intihar sebepleri olarak ekonomik sıkıntılar gösterilmişti. Bu ailelerin birbirlerinden etkilenmiş olabileceklerine dair bir kanıt mevcut değil, fakat bu intiharların bu kadar yakın zamanlarda ve aynı yöntemle gerçekleştirilmesi aralarında bir bağlantı olabilir mi sorusunu gündeme getiriyor. Medyanın, ilk yaşanan intiharın ekonomik sebeplerle gerçekleştiğine vurgu yapması diğer aileleri tetiklemiş olabilir mi? İntiharı bir çözüm yolu olarak görmüş ve başka ailelerin de aynı yönteme başvurmasını bir cesaret unsuru olarak algılayıp aynı şekilde hayatlarını sonlandırmış olabilirler mi? Daha önce bahsedilen “Papageno effect” bu gibi haberlerde de kurtarıcı bir unsur olabilir. Haberler verilirken benzer hisler içinde olabilecek insanların etkilenmemelerini sağlamaya çalışarak, yaşananları dramatikleştirmeden çözüm yollarına odaklanarak, haber medyası gücünü iyiye kullanabilir.

            Şiddeti önlemek için sadece medyanın çabası tabi ki de yeterli değildir. Özellikle de toplumsal şiddet olaylarında polisten hükümete, sivil toplum kuruluşlarına kadar devletin pek çok unsuru görev almalıdır. Fakat özellikle de bu unsurların yetersiz kaldığı yer ve zamanlarda, medyanın üzerine düşen görev çok daha büyüyor. Şiddet haberleri topluma iletilirken şiddetsiz bir aktarım yapmak zor bir görev fakat bazı ince detaylara dikkat edilerek, benzer durumlarda olabilecek insanlarla empati kurularak bu görev yerine getirilebilir. Şiddet haberleri verilirken şiddetle başa çıkmanın yolları ve şiddete alternatif çözümler haber içeriğine dahil edilirse şiddetsiz bir toplum yaratmaya giden yolda önemli bir mesafe kat etmiş oluruz.

Kaynakça

[1]          Mcleod S. Bobo Doll Experiment [Internet]. Simply Psychology. Ezoic; 1970 [cited 2020Jan15]. Available from: https://www.simplypsychology.org/bobo-doll.html

[2]          Does Media Coverage Inspire Copy Cat Mass Shootings? [Internet]. National Center for Health Research. 2019 [cited 2020Jan15]. Available from: http://www.center4research.org/copy-cats-kill/

[3]          The Werther Effect – Why Suicide Can Be Contagious [Internet]. Exploring your mind. 2018 [cited 2020Jan15]. Available from: https://exploringyourmind.com/werther-effect-suicide-can-contagious/

[4]          Wilde N. The Werther effect – About the handling of suicide in the media [Internet]. Open Access Government. 2018 [cited 2020Jan15]. Available from: https://www.openaccessgovernment.org/the-werther-effect/42915/

[5]          “Siyanür ile ölümler intihar değil cinayettir” [Internet]. CNN Türk. 2019 [cited 2020Jan15]. Available from: https://www.cnnturk.com/turkiye/siyanur-ile-olumler-intihar-degil-cinayettir?page=27

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: